24 02 2015

ST. GALLEN VE MEZARLIK ZİYARETİ

 

 

4 Temmuz 2014 Cuma Saat 09.30 da, Suzi, ben ve dayım Taufener St 95 A da ki evden çıkıp bina önündeki duraktan otobüse binerek, St Gallen bonof’unun ve otobüs duraklarının bulunduğu meydana indik. Bu meydanı çevreleyen binalar, taş yapılardan oluşan çok eski binalarla çevrili. Yeni modern bir tek bina var oda St Gallen kantonunun yönetim binası. Binanın her tarafı camla kaplı ve 16 kat. Bu binayı koruyan ne bir polis nede bir güvenlik görevlisi var. Burada polis yok zaten. Polise ihtiyaç duyulduğunda, telefon edilip çağrılıyor. Polisin olaya müdahale etme süresi toplam 5 dakika. Saat 10.000 ile 12.00 arası St Gallen sokaklarında ve ana caddelerde otobüsle bir gezinti yaptık. Burada Temmuz ayının izin ayı olduğu için, şehirdeki fabrikaların çoğunluğu bakım ve onarımdalar. Bundan dolayı da cadde ve sokaklar bomboş. Trafik yok denecek kadar az çalışıyor. Böyle olmasına rağmen trafik kurallarına uyma yüzde yüz tam. Ben burada kendi adıma, bu şehre bu şehrin insanlarına ve burada yaşayan her canlıya, hayranlığımı gizleyerek saygı duyduğumu söylüyorum. Şimdi öğle yemeği için eve dönme zamanı. Şehir turundan sonra tekrar St. Galen otobüs duraklarındayız. 5 numaranın gelmesine 5 dakikamız var. Beş dakika sonra otobüs geldi ve eve döndük. Öğle yemeği faslından sonra, gideceğimiz yeri tespit ettik. Gideceğimiz yer, oshßeritof  (oşsseritof) Mezarlığı olacak. Buraya gitmemizin sebebi, dayımın İsviçre’ye geldiği yıllarda, dayımla beraber olan, desteğini ve yardımını gördüğü Berty Peter Kalifmann 1920 – 1996 ve Suzi Tobler’in annesi İda Tobler Beerle’nin 1913 – 1998 Mezarlarını ziyaret edeceğiz. St. Gallen şehir merkezinden o istikamete doğru giden otobüse bindik. Otobüsün seyir güzergâhı bulunduğumuz yerden doğuya doğru gidiyordu. Gidiş güzergâhı geniş bir caddeydi. Bu cadde üzerinde Türk marketleri ile döner salonları vardı. Burada marketler harıl, harıl çalışıyorlar. Döner salonlarına gelince iş değişiyor. Hepsi boş oturuyorlar. Burada satılan dönerlerin tamamı, Almanya’da imal edilip, ( bunlar Almanya da Türklerin kurduğu Royal döner şirketi)buraya getirilerek İsviçre’nin geneline dağıtım yapıyorlar. Türkiye’deki dönerciler gibi herkes kendi dönerini kendisi hazırlamıyor.

Şehrin işlek caddesini geçip Katedral’e doğru yaklaştığımızda yolun sağında ve solunda bulunan iki adet büyük bir parkın yanından geçiyoruz. Bu parkta çok büyük ve iki üç kişinin bedenini sarabileceği devasa kalın ağaçlar mevcut. Dayım, bak bu parkta oturanların hepsi uyuşturucu müptelası, buraya Stat Park deniyor ve yanında okul var. Diğer parkta uyuşturucu satanların sık, sık ziyaret ettikleri bir park. Öğrenciler de teneffüsler de bu parkı kullanıyorlar. Dedi. Nasıl olur? Dedim. İsviçre hükümetine göre okul çocukları bunlardan ders alsın ve böyle durumlara düşmesinler diye, ibret almaları içinmiş. Devlet bu kişiler için, gündüzleri şehirde gezmesin ve diğer insanları rahatsız etmesinler diye, parka sandalyeler ve masalar koymuş ve bu parkın tam karşısında yolun sol tarafında devlete ait bir büro var. Bu büro parkta yaşayan ve bu büroya kayıtlı olanlara uyuşturucu temini ve hizmeti vermektedir. Uyuşturucu bağımlılarına burada devlet bakıyor. Bunlara ev veriyor, kirasını devlet ödüyor. Bunların geçimini sağlamaları için belli bir oranda maaş bağlıyor, eğer köpeği varsa, köpeği için de 500 Fr bir köpek için, iki köpeği varsa 1000 Fr. Veriyor. Bu tür insanların tamamında da en az bir köpek var. Bu şahıslar burada arkadaşlarıyla birlikte sigaranın her türlüsünü içerek yerlere atarlar, bira ve şarapta içerek şişelerini de park içerisinde kırarlar. Akşam odlumu park boşalıyor köpeklerini yanlarına alan otobüslere binerek evlerine gidiyorlarmış. Yarın sabah tekrar buraya dönmek üzere. Bu parkın temizliği ise gece belediye görevlilerince yapılıyormuş. Park ve devasa kilise (katedral) binasını geçip yokuşu çıkmaya başladığımızda mezarlığın bir ucu görünmüştü. Mezarlık giriş kapısına yakın yerde ki durakta indik. Mezarlık kapısından içeriye girdiğimizde san ki park ve mesire alanına giriyoruz zannettim. Bu Mezarlığın bakımı ve onarımı kantona ait, çok eski bir mezarlık, belki 250 yıllık. Bu mezarlık karma bir mezarlık oluyor. Mezarlık kapısından içeriye girdiğimizde gidiş ve geliş yönü yolların düz olduğunu ve yolun sağında ve solunda, bazı adaların boş ve bazı adaların da dolu olduklarını gördüm. Boş olan yerler çimlendirilmiş sanki basket veya futbol sahası gibi görünüyorlar. Buralar 20 yılını doldurmuş mezar yerleri oluyor. İsviçre’de ki tüm mezarlıklarda bir mezarın devamlılık süresi 20 yıl oluyor. Yirmi yıl sonra bu mezarlar kaldırılarak bu alan 3 yıl boş alarak beklemede bırakılıyor. Mezarların olduğu yerlerde de mezarların ne zaman kaldırılacağı, o bölümde bulunan mezarların ön kısmına bir levha koyarak gelen mezar sahiplerine duyuruluyor. Hıristiyanlığın Katolik mezhebine göre bir kısım Katolikler öldükten sonra cenazelerini yaktırıyorlar, bir kısmı da aynı bizdeki gibi gömülmesini istiyorlar. Burada ki tüm mezarlıklarda mutlaka bir kilise mevcut. Ölen kişi mezarlıkta ki kiliseye getirilerek, ölen yakınlarına sorularak, dışarıdan geleceklerinin olup olmadığı öğrenilir. Eğer cenazenin dışarıdan gelecek yakını varsa, cenaze kilise morguna koyularak, verilen bekleme süresi kadar bekletiliyormuş. Bu zaman zarfında da ölen kişinin sağlığındaki en güzel ve en beğendiği temiz kıyafetlerinden bir tanesi giydiriliyormuş. Burada cenaze yıkama işlemi yapılmıyor. Bekleme süresinin sonunda cenaze yakınları, cenazeyi morgdan alıp kilse önündeki musalla taşının üzerine konarak, ilk ayin kilise önünde yapılıyor. Dışarıdaki ayin bittikten sonra, ikinci ayin için kilise içerisine giriliyor. Bu esnada cenaze yakılacaksa yakma görevlileri gelerek tabutuyla birlikte cenazeyi götürüyorlar. Kilise içerisindeki ayin bitene kadar cenazenin külleri bir kap içerisinde üzerine yeşil bir bez örtülmüş bir şekilde kiliseye tekrar getiriliyor. Kilise içerisindeki ayin bittikten sonra, kiliseden bir görevli ayine katılan her kişiye bir taziye zarfı dağıtıyor. Bu zarfı alanlar bu zarf içerisine bir miktar para koyarak tekrar görevliye geri veriliyor. Ve kilse içerisindeki ayin böylelikle tamamlanmış oluyor. Cenaze yakılmayacak ise cenazenin başında bir kişi kalıyor, yukarıda anlattığım yakmanın dışındaki işlemlerin aynısı yapılıyor. Yalnız burada cenaze mezar içerisine bir ufak vinç yardımıyla indirilip ilk toprak atma işlemini papaz yapıyor. Mezarın kapatma işlemini ise papazın yanın da gelen iki kişi yapıyor. Buradaki mezarlarda yön tayini yok.  Düzgün görünmesi için ilk mezar yönü nasılsa diğer mezar yönleri de aynı oluyor. Kilise içerisindeki ayin tamamlandıktan sonra dışarıya çıkılıp küllerin toprağa döküleceği veya kavanozla gömüleceği yere götürülüp, toplanan zarflar da cenazenin birinci derece yakını olan kişiye takdim ediliyor. Cenazeye katılanlardan tamamen siyah giyinenler var ise bunlar cenazenin birinci derece akrabaları oluyor. Papaz önde kilise görevlisinin elindeki yeşil örtü altındaki kül papazın arkasında ve cenazeye katılanlarla birlikte defin işleminin yapılacağı yere geliniyor. Papaz burada tekrar bir ayin daha yaparak, küllerin bir kısmını yeşil bir alan olan boşluğa serper ve bir kısmını da kavanozla birlikte yerde açılan deliğe veya bir duvar üzerinde bulunan kapaklı gözlere yerleştirilerek kapağı kapatılır ve defin işlemi bitmiş olur. Önceden hazırlanan mezar taşı ise kavanozun gömüldüğü yerin ön kısmına dikilir. Yanmayan cenazeler ise ayrı bir bölümde kazılan mezara tabutuyla birlikte defnedilir. Mezarların üzerleri çiçekler ekilerek güzelleştirilir. İnsanlar her yıl mevsim çiçeklerinden mezar üzerine ektirmek için bu işi yapan insanlara 500 yüz Fr para ödüyorlarmış. İsviçre’nin en zenginlerinden Fabrikatör olan Armin FRISCHKNECHT 2013 ün mayıs ayında ölür. Şahıs vasiyetinde cenazesinin yakılmasını isteyerek, küllerinin bir kısmını Bern Oburland’da bulunan yazlığının bahçesine, diğer kalan küllerinde Alp dağlarının üzerine havadan serpilmesini ister ve bu yapılır. Bugün İsviçre’de Armin’in öldüğünü gösteren bir mezar taşı yoktur.

Bu mezarlıkta ölen Müslümanların mezarları da var. Onlardan da kendilerini yaktıranlar olmuş. Bir kısmı da yaktırmayıp gömülmüşler. Peki, bunlar yıkanarak mı gömüldüler diye sordum. Hayır dediler bu mezarlar Müslüman mezarları olmasına rağmen yön tayini de yoktu. Müslüman mezarlarının baş kısmındaki bir tabelada ölenin ismi, soy ismi ile birlikte doğum ve ölüm tarihi yazılıyor. Müslüman ve Hıristiyan çocuklarının mezarları yan yana gömülmüşler. Bu mezarlıkta sadece Musevilere ait mezar bulunmuyordu nedenini araştırdım. İsviçre de en örgütlü bir millet. Burada tüm Musevilerin hak ve hukuklarını savunacak bir kurum ve kuruluş mevcut. Bu kuruluş İsviçre Hükümetiyle anlaşıp kendi Sinegoklarını, kendi mezarlıklarını ve kendi cenaze defin işlemlerini yürütecek organizasyonlarını kurmuşlar. Bir Musevi’nin her şeyinden öncelikle onlar sorumlu… 

Bu mezarlıkta beni hayrete düşüren konu şu oldu. Burada yaşayan insanların yaşamları süresince, doğaya ve yeşile saygıları var. Öldüklerinde de aynı. Ölüyorlar doğaya olan saygılarından olsa gerek, yeşillikler içerisinde ulu bir ağacın altında, cıvıl, cıvıl şarkılar söylercesine kuş sesleriyle geri dönüşü olmayan istirahatgahlarına çekilmişler yatıyorlar. Ben bu mezarları gördükten sonra bu mezarlarda yatanların ruhlarının değişik dinlerden de olsa birbirlerine saygı ve sevgiyle baktıklarını görüyorum. Mezarlık ziyaretimiz yaklaşık iki saati bulmuştu nedeni de burada yapılan bir cenaze merasimini izledim de ondan… 

0
0
0
Yorum Yaz