08 08 2007

POLİS TEŞKİLATI KURULUŞU

 

                                               POLİS HAFTASI VE POLİS TEŞKİLATI TARİHCESİ

                Nisan ayının 3 ile 10 u arası polis haftası olarak kutlanmaktadır. 1845 tarihi polis teşkilatı açısından önemli bir gündür. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen teşkilat 1845 (12 Rebiü’l evvel 1261)den itibaren polis adını alarak hayata geçirilmiş ve emniyet teşkilatı kuruluş günü olarak  kabul edilmiştir.

                Ben burada öncelikle 1845 öncesi, Eski Türk devletlerinde kolluk hizmetleri nasıl yürütülürdü öncelikle buna bir bakalım.  Türklerde devlet geleneği, tarihin en eski devlet kurucularından olmaları dolayısıyla binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Geçmiş Türk devletlerinde askeri ve idari işlemde de lider olan “BAŞBUĞ"lar; aynı zamanda kolluk işlerini de üzerlerine almışlardır.

                 Bundan dolayıdır ki ilk devirlerdeki kolluk tarihimiz, askeri tarihimizden ibarettir. “Başbuğ” Hakanlar (lider durumunda bulunan) aralarında bir çok yazılı ve sözlü hukuk kaideleri de koymak suretiyle suç sayılan fiillerin işlenmesine de mani olmak ve suç işlendikten sonra da faillerini ortaya çıkarmak suretiyle toplum düzenini bozucu faaliyetleri önlemiş bulunmaktadır.Eski Türk medeniyetinde Başbuğ Hakanlar tarafından yürürlüğe konulan idare ve inzibat sistemine ait üç önemli kanunun varolduğu görülmektedir. Bu üç kanun, Oğuz Töresi, Uluğ Yasa ve Timur’un çıkardığı Tüzükat’tır.

                Kolluk tarihimizle ilgili, en eski yazılı belge durumundaki Tonyukuk kitabesi, (Miladi 725) Subaşı unvanlı İnal Kaan’dan bahseder. Dolayısıyla, kolluk tarihimizi Subaşı’lardan itibaren başlatmak ve inal Kaan’ın, en eski kolluk amiri olduğunu kabul etmek gerekir. Bu arada, en eski Türkçe’de bir de Yargan kelimesinin geçtiği ve bu kelimenin de zabıta manasına geldiği belirtiliyor. Moğolca zabıta anlamına gelen Daruga kelimesi ile eşanlamlı olduğu savunulan Yargan’ın Uygur Türk metinlerinde ‘zabıta ve taharri memuru’ anlamında kullanıldığı ifade edilmektedir.Türk Devletlerinin iç güvenliklerini, ordularından ayırdıkları bir kısım kuvvet ile sağlamak yoluna gittikleri görülmekte   ve    ülke düzeyinde, ilk zamanlar askeri amaca hizmet Eden fakat, sonraları kentler düzeyinde merkezileştirilen      bir güvenlik sistemi   kurdukları görülmektedir. Darma örgütünün idari yapısına çok benzemektedir.Bu teşkilatın genel görevi düşman saldırılarını önceden tespit ederek “Kargu” denilen bir haberleşme sistemi ile merkeze bildirmekle yükümlüydü.

                SUBAŞI: Ordu veya asker manasına gelen 'sü’ unvanı, ilk devirlerde ve henüz kabile sistemi zamanında ordunun başında bulunanlara subaşı şeklinde verilirken; başbuğluğun hakanlara geçmesinden sonra subaşı'lık artık bir mevkiin idarecilerine verilen unvandan öteye geçememiştir. İslam Türk devletlerinde subaşı daha küçük mevkilere sahip bulunmaktaydı. Subaşılar o devirde ancak bir vilayetin mülki ve askeri işlerini yürüten bir memur durumundaydı. Osmanlılar zamanında ise subaşının mevki ve vazifeleri daha da küçülmüştür. Subaşılar sadece asayiş ve inzibati işlere bakmaktaydı. Daha sonraları ise, en çok zabıtai belediye hizmeti gören memurlar durumuna gelmiş bulunmaktaydılar. Subaşılar çarşı ve pazar yerlerinde gezerek buralarda zuhur eden uygunsuz işleri tanzim eder ve sokakların temizliği ve kaldırımların, yolların tamiri, bakım ve onarımlarının yapılması için de ilgilileri haberdar ederek yaptırılmasını sağlardı.

                SELCUKLULARDA EMNİYET HİZMETLERİ: Türkler Miladi VIII. asrın ortalarından itibaren yavaş, yavaş İslam medeniyeti çevresine girmiş sonra da İslam dünyasında büyük bir rol oynamışlardır. Emevi ve Abbasi İmparatorluklarının hizmetine alınan veya giren Türklerin, bu devletlere büyük faydaları dokunmuş, İslam kültürüyle içice olma neticesinde İslam Arap devletlerinde görülen zabıta hizmet ve teşkilatının Türk boyları üzerinde tesiri olmuştur. Bunlar milli unsurlarla birleşerek orjinal zabıta teşkilatına zemin oluşturmuşlardır. Selçuklular zamanında bir ilin mülki ve askeri idaresi subaşılar tarafından yürütülürdü. Büyük Selçuklu imparatorluğunun kurucusu Selçuk Bey de bir subaşıdır.Anadolu Selçuklularında il merkezlerinde askeri ve mülki işlere bakan komutanlara subaşı denilmiştir. Bunlar bulundukları yerlerin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamışlar, savaş zamanı da çevrelerindeki ilçe ve köylerin tımarlı sipahilerine komuta etmişlerdir.

                Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra Anadolu’da kurulmuş beyliklerde de askeri komutana subaşı denilmiştir.

                OSMANLI DEVLETİNDE GÜVENİK HİZMETLERİ: Osmanlı Devlet Teşkilatı ve diğer sosyal kurumlan gibi emniyet teşkilatı da; devletin kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemlerindeki şartlar doğrultusunda değişme gelişme göstermiştir.

                1299-1453 Dönemi:Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi, bağımsızlığım ilan ettiği zaman; huzur ve güveni sağ­lamak için ilk zabıta ve inzibat teşkilatı olarak Kadılık ve Subaşı denilen zabıta amirliklerini oluşturmuştur. Bu teşkilat İl, İlçe ve Köy’lere kadar yaygındı.Osmanlı Beyliğinin kurulmasıyla birlikte genişlemeye başlayan beylik, Karahisar’ ın zapt edilmesiyle asayiş ve in­tizam işlerini yürütmek üzere subaşı olarak Gündüz Bey’i görevlendirdi.Gündüz Bey Osmanlı Devletinin bilinen ilk polis amiridir.

ASESBAŞ :Asesler İstanbul’un emniyet işlerinde çalışan, polis vazifesini gören kimselerdi. Asesbaşılar, başlarına yeşil çuhadan çatal kavuk ve arkalarına yakalı ve yeşil kaplı divan kürkü, bacaklarına al şalvar, giyerlerdi.

                1453-1826 Dönemi :Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra, Karıştıran Süleyman Bey’i ilk olarak şehrin belediye, imar, emniyet ve asayişini temin etmek üzere subaşı olarak tayin etti. Subaşının emrinde emniyet ve asayişi Temin, yangınları söndürme ve tahkikatını yapma yetkilerine sahip Yeniçeri Ağası vardı.     Yeniçeri Ağasının yardımcısına Kol Kahyası denirdi.Osmanlı imparatorluğunda genel dönem içinde zabıta işleri, askeri teşkilat içerisinden ayrılmak suretiyle asayişin sağlanması ve iç güvenliğin korunması için görevlendirilmiş kişi ve müesseseler tarafından yapılmıştır.

       1453 yılından sonra, Yeniçeri Teşkilatının gelişip genişlemesi üzerine, İstanbul’un düzen ve güvenliğinin sağlanması işleri, başta Yeniçeri olmak üzere; Bostancı, Cebeci, Topçu gibi askeri ocaklar ile Kaptan-ı Derya askerlerine intikal etmiş ve İstanbul, Yeniçeri Ağası, Bostancı başı, Cebeci başı, Topçu başı ve Kaptan paşa arasında bölgelere ayrılmıştır. Osmanlı imparatorluğunun taşra teşkilatı olarak askeri kökenli olan ve şehir, kasaba ve köy halkının güvenliğini sağlamakla görevli olan Kullukçular/Yasakçılar, sokakların emniyetini sağlamakla görevli olan Bekçiler, mahalli halk arasından seçilmek suretiyle görevlendirilen Derbentçiler, Martoloslar, Belderanlar ve Menzil keşler gibi zabıta görevlileri taşranın en başta gelen güvenlik teşkilatı ve kuruluş memurlarıdır.Taşrada, Kapıkulu ve Eyalet askerleri iç düzen ve güvenlikten sorumlu tutulmuştur.

                 Devletin gerilemeye ve yönetimin çözülmeye başlamasıyla birlikte, düzen ve güvenliği sağlamakla görevli Yeniçeriler, meyhanelerde sarhoş olup halka saldırmaya başlamış, emniyet ve asayiş bozulmuştur. Böylece iç güvenlik görevini icra edemez hale gelmiştir. Neticede Yeniçeri Ocağı 18 Haziran 1826 yılında II.Mahmut tarafından ortadan kaldırılmıştır.

1826-1845 Dönemi :Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılmasından sonra yerine İstanbul’da Asakir-i Muntazama-i Hassa veya Asa-kir-i Mansure-i Muhammediye ve Seraskerin isimli polisiye hizmetleri de yapmak üzere yeni bir askeri bir­lik kurulmuş, Serasker bu birliğin komutanı olarak atanmış ve iç güvenliğin sağlanmasına ait Yeniçeri Ağa­sının yetkilerine sahip olmuştur. 

        Bu dönemde, gerek başkent İstanbul’da ve kısımlarında, gerekse taşrada, emniyet hizmetleri birbirinden farklı teşkilatlar tarafından yürütülmüştür, İstanbul’da İhtisap Nezareti, Eyaletlerde Sipahiler tarafından yü­rütülmüş, kuvvetlerin emir ve komutasında birlik ve bütünlük sağlanamamıştır. Bu karışıklık 1845’e kadar devam etmiştir.

                                                            Devam edecek.            02/04/2007  Pazartesi

                                     POLİS TEŞKİLATI KURULUŞU 10 NİSAN 1845

                Türk Emniyet Teşkilatı açısından 1845 tarihi önemli bir noktadır. Bu tarihe kadar zabıta olarak bilinen ve tanınan teşkilat; 10 Nisan 1845 (12 Rebiü’l Evvel 1261)’den itibaren polis adını almış ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.

                Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri geçmişe kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla ilk defa 10 Nisan 1845’te İstanbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazı ile bildirilmiştir.Bu nizamnamede polis teşkilatının kuruluş amacı, belde güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir. Her ne kadar bu çalışmalar yapılmışsa da , karışıklık devam etmiş, İstanbul’da polis hizmeti; Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını taşıyan teşkilatlar tarafından yürütülmüştür. Taşrada ise güvenlik hizmetleri, Sipahilerden oluşan zaptiyelerle ve Asakir-i Mansure alaylarıyla yürütülmüştür.

                POLİS kelimesi,Yunanca ve Latince olan bir kelimedir. Yunanca ve Latince de kullanılan politika kelimelerinden türemiştir. Eski Yunanlılar kendi şehir devletlerine polis ismini vermişlerdir.Polis kelimesi anlam olarak, kuruluşu bulunduğu yerde kamu düzen ve güvenliğini koruyan, yasaların adil ve eşit bir şekilde uygulanmasını sağlayan teşkilat, kolluk, zabıta, şehirde güvenliği sağlamakla yükümlü kişiler anlamında kullanılmıştır. Polis kelimesinin yerine emniyet deyiminin kullanıldığı da olur.

                Polis görevi itibariyle; asayişi, amme, şahıs tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini koruyan, halkın ırz can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin Eden, yardım isteyenlere, yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet Eden, kanun ve nizamnamelerin kendisine verdiği vazifeleri yapan silahlı icra ve inzibat kuvvetidir.Genel olarak polis, bir ülkenin sükun, güvenlik ve düzenini sağlamak ve korumakla görevlidir. Bunu yerine getirirken önceden belirlenmiş müeyyidelere uymakla yükümlü ve hükümet tarafından alınan ve yerine getirilmesi istenen kararların icrasını sağlamakla görevlidir. Osmanlının son dönemlerinde, polis teşkilatı kurulduktan sonra belirli bazı dönemlerde inceleyebiliriz. Bu dönemlerde gelişerek bir hayli yol kat etmiş ve polis teşkilatının bugünkü durumuna gelmesine yardımcı olmuştur.

                Bu dönemler, Zaptiye Müşirliği Dönemi (1846-1879) Zaptiye Müşirliği, yalnız zabıta işleriyle uğraşmak üzere kurulmuş, yeni bir teşkilat niteliği taşımaktadır. 1846 yılında yayımlanan bir genelge ile polis hizmetlerinin Serasker tarafından yönetilmesinin askerlerin asıl görevlerini aksattığı belirtilerek, yalnızca polis hizmetlerini yürütmek üzere ve seraskerlikten bağımsız olarak, Zaptiye Müşirliği, Zaptiye Müşir Yardımcılığı ve emniyet hizmetleriyle ilgili kanunları hazırlamak için Zaptiye Meclisi kurulmuştur. Ancak kısa bir süre sonra da, Zaptiye Meclisi kaldırılmış ve yerine “Divan-ı Zaptiye” ve “Meclis-i Tahkik” kurulmuştur. İstanbul ve Eyaletlerin emniyet işleri, Zaptiye Müşiriyetince yürütülmüş ve bu makam gerek teftiş memurlarıyla, ikinci defa olarak 1867’de kurulmaya girişilen polis teşkilatının ve gerekse jandarma teşkilatının bağlı olduğu tek yer olmuştur.Bu dönem 1879 yılına Kadar devam etmiş ve Zaptiye Müşiriyeti kaldırılmış, yerine görevi sadece polis işlerini içeren, Zaptiye Nezareti kurulmuştur. Yani, polis ve jandarma bir daha birleşmemek ve tek elden yönetilmemek üzere ayrılmışlardır.

                Zaptiye Nezareti Dönemi (1879-1909) 1876 yılındaki Tanzimat ve Islahat hareketleri çerçevesinde, Avrupa’daki gibi bir polis teşkilatı kurulmasına, I.Meşrutiyet’in ilanından sonra oluşan hükümet programında yer verilmiş ve 1879 yılında Zaptiye Nezareti kurulmuştur. illerde kurulmaya başlanan polis teşkilatını idareyle görevlendiri­len Zaptiye Nezareti’nin oluşturulmasıyla, diğer taraftan kaldırılmış Zaptiye Müşiriyeti’nin emrindeki Asakir-i Zaptiye’nin, Zaptiye Nezaretine bağlanmayarak, Jandarma Dairesi kanalıyla doğrudan doğruya Seraskerliğe bağlanmasıyla başlar. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Zaptiye Nezareti’nin ortadan kaldırılıp yerini Emniyet Umum Müdürlüğü’ne bıraktığı Hicri 17 Recep 1327 (22 Temmuz 1909-Miladi) tarihine kadar devam eder.

                1-İstanbul Polis Teşkilatı ve Bölgeleri İmparatorluk başkenti, İstanbul, Üsküdar, Beyoğlu Polis Müdürlükleri ve Beşiktaş Polis Memurluğu adları ile dört polis dairesine ve her polis dairesi de merkezlere ayrılmıştır. polis dairesi, bir polis müdürü ile bir başkan ve üyeden oluşan bir polis meclisi ve her merkez bir serkomiser tarafından yönetilmekteydi. Zamanla, meclislerin üye sayısı ve serkomiserlikler çoğaltıldı.1303 (1886) yılından sonra, İstanbul Polis Müdürlüğü dışındaki diğer müdürlüklerin “mutasarrıflık” adını aldığı, polis müdürüne mutasarrıf denildiği görülmekte ve 1316 (1898) tarihinde de İstanbul’da sivil polis teşkilatı kurulmuş.

                2- illerde Polis Teşkilatının Kurulması 1311 (1894) senesinde 15 ilde polis teşkilatı kurulmuş ve her il polis dairesinin başına bir serkomiser getirilmiştir.Zaptiye Nezareti devrinin sonlarına doğru illerin çoğunluğunda polis müdürü veya serkomiserin yönetiminde polis teşkilatının kurulduğu görülmektedir.1845 yılında kurulan, 1907 yılına kadar hızla gelişen polis teşkilatının kanuni bir dayanağı yoktu.1907 yılına kadar, yürürlükteki ilkelere ve işin gereklerine uygun olarak ve daha önce yayımlanan talimat hükümleri çerçevesinde görev yapan polis kuruluşlarının teşkilatını ve uyguladığı hükümleri tek bir metin halinde toplayan ilk polis nizamnamesi, 19 Nisan 1907 (5 Rebiülevvel 1325) tarihinde yayımlanmıştır. İlk polis nizamnamesi 1913 yılına kadar devam etmiş. 1913 yılında yenilenen Polis Nizamnamesi, geçmişteki nizamnamenin bazı maddelerini yürürlükten kaldırmamış, bahse konu maddeler yeni çıkarılan nizamname ile birlikte uygulanır olmuştur.

Meşrutiyet Dönemi (1908-1920) 1909 tarihinde II. Meşrutiyetin ilanı üzerine, Fransız ve Alman polis teşkilatları esas alınarak zabıtada bir değişiklik yapılması ve ona göre yeniden teşkilatlandırılmasına karar verildi. Başlangıçta 1908’de Zaptiye Nezareti kaldırılmamış, aksine Bakanlığın başına yetenekli kişiler getirilerek yeniden düzenlenmesine çalışılmıştır.

Milli Polis Teşkilatının kurulduğu 24 Haziran 1920 tarihine kadar, bütün yurtta Osmanlı Devletinin polisi olarak hizmet etmiştir. Bu tarihten sonrada, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiye’sinin kaldırıldığı 24 Şubat 1923 tarihine kadar biri İstanbul’da diğeri Ankara’da olmak üzere iki ayrı polis teşkilatı görev yapmıştır.

                24 şubat 1923 tarihinden itibaren  İstanbul Emniyeti Umumiye Müdüriyeti kaldırılmış, onun yerine günümüz Emniyet Genel Müdürlüğünün karşılığı olan Emniyeti Umumiye Müdüriyeti adı altında örgütlenmiştir. 29 ekim 1923 Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte yeniden yapılanma dönemine girilmiştir.

                                                               Devam edecek.   03/04/2007 Salı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                  CUMHURİYET DÖNEMİNDE POLİS HİZMETLERİ

                29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti henüz teşkilat yapısını tam olarak kuramamış, güçsüz bir polis teşkilatı devralmıştır. Henüz Teşkilat Kanunu yoktur. Hizmetler, 1907 ve 1913 tarihli Polis Nizamnamesine göre yürütülmektedir. 14 Mayıs 1930 tarihinde Emniyeti Umumiye Müdürlüğü olan ismi, Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir.

                Polis Nizamnamesi polisin ihtiyaçları karşılamadığından, 30 Haziran 1932 tarih ve 2049 sayılı Polis Teşkilatı Kanunu çıkarılmıştır. Kanun 46 maddeden ibarettir. Polis teşkilatının kadro ve derecelerini, mesleğe girme, atama, yükselme, cezalandırma gibi konuları düzenlemiştir. 30 Haziran 1932 tarihli yasanın en önemli özelliği polis okullarının açılması ile Türk kadınının polis teşkilatına alınmasının sağlanmasıdır. Cumhuriyetle birlikte toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatta ilerlemeler olmuş, polisiye hizmetler artmıştır. Polisin görev ve yetkilerini düzenleyen yasanın günün şartlarına göre cevap verememesi üzerine yeni düzenlemelerin yapılması gereği duyulmuştur. 4 Haziran 1937 tarihinde, bugün yürürlükte bulunan ve Polisin teşkilat, kadro ve yönetim yapılanmasını düzenleyen 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (ETK) yayımlanmıştır. 6 Kasım 1937 tarihinde, Polis okullarının yanı sıra orta ve yüksek kademe amir yetiştiren ve yüksek okul olan Polis Enstitüsü, Ankara’da açılmıştır. 1938-1939 öğretim yılında eğitime başlayan Polis Kolejinin açılışını sağlayan yasanın yayımlanma tarihi de bu döneme rastlamaktadır.1950 yılına gelinceye kadar her ilde Emniyet Müdürlüğü, gerek duyulan ilçelerde ise İlçe Emniyet Amirliği veya Emniyet Komiserliği teşkilatlanması bitirilmiştir. Ülkenin gelişmesine paralel olarak trafiğe çıkan araçların artması nedeniyle belediyeler tarafından yapılan trafik hizmetleri 11 Mayıs 1953 tarihinde çıkarılan 6085 sayılı Karayolları Trafik Yasası ile polise verilmiştir. Günün koşullarına göre yeniden düzenlenen yasa 13 Ekim 1983 tarihinde, 2918 sayılı yasa ile yenilenerek yürürlüğe girmiştir.Toplumsal olayların gündeme gelmesiyle 15 temmuz 1965 tarihinde, 654 sayılı Toplum Zabıtası Kurulması Hakkında Kanunla Toplum Polisi birimleri oluşturulmuştur. Daha sonra 11 Ağustos 1982 tarih ve 2696 sayılı “3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununa 7 ek Madde Eklenmesine Dair Kanun”la Toplum Zabıtasının yerine ÇEVİK KUVVET  birimlerinin kuruluşuna geçilmiştir. Böylece Toplum Zabıtasının adı Çevik Kuvvet olarak değiştirilmiştir.

2559 sayılı Polis Görev ve Yetki Yasasında 16 Haziran 1985 tarih ve 3233 sayılı yasa ile yapılan değişikliklerle Polis Teşkilatında, Özel  Harekat birimlerinin kurulması  gerçekleştirilmiştir. 14 Temmuz 1993 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Özel Harekat Dairesi Başkanlığı tesis edilmiştir. 7 Ocak 1993 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatına bağlı Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı kurulmuştur.Zamanla diğer teşkilatlarda olduğu gibi polis teşkilatında da yeniden düzenleme çalışmaları yapılmıştır. Belirli nedenlerden bir veya birkaçının ortaya çıkması sonucu, bir teşkilatta yeniden yapılanma, düzenleme veya reorganizasyon yapma ihtiyacı duyulur.

Türk Polis Teşkilatında tarihsel süreç içerisinde zamanla yeniden yapılanmayı gerektiren nedenleri şöyle sıralamak mümkündür.

1) Teknolojik gelişmeler.

2) Toplumun sosyoekonomik ve politik olarak yapısal değişikliğe uğraması.

3) Nüfus hareketleri.

4) Suç ve suçluların tür, sayı ve nitelik olarak değişmesi.

5) Polisin görevlerinin tür ve özellik olarak değişmesi.

6) Çeşitli nedenlerle polisin etkinlik ve verimliliğinin düşmesi.

7) Halkın polisten beklentilerinin değişmesi.

8) Polisin genel politikalarındaki değişiklik.

9) Yeni yasalarla polise daha çok görevler verilmesi.

10 Çağın gelişen koşullarına göre daha etkin ve verimli çalışmayı sağlamak.

11 Gelişmiş ülkelerin polisiye uygulamalarına ve Avrupa Birliğine uyum sağlamak.

Bugünkü haliyle 1930'larda kuruluşu gerçekleştirilen Emniyet Teşkilatında köklü değişiklikler yapma çalışmalarına 1970'lerde başlandı. Çünkü geçen 30-40 yıllık dönem içinde ülke genelinde sosyoekonomik ve politik gelişmeler ve değişmeler yaşanmış; buna paralel olarak ve bu değişime ayak uydurabilmek amacıyla, polisin merkez ve taşra teşkilatlarında da değişme ve yeniden düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

                12 Eylül 1980'den sonra, emniyet teşkilatında büyük değişiklikler ve yenilikler yaparak teşkilatın modernizasyonu ve yeniden düzenlenmesi yolunda çalışmalara girişmek ve eksiklik ve boşluk görülen bir çok alanda gerekli mevzuat düzenlemesi yapılmak istendi. Bu gelişme, 12 Eylül harekatı sonunda ülke çapında yapılan idari reformun bir parçasıydı. Genel idare içinde İçişleri Bakanlığı'nın yapısı da tamamen yenilendi ve tüm bağlı kuruluşlar gibi Emniyet Genel Müdürlüğü de buna uydu. Bu amaçla, 1981 yılında teşkilat yapısı ve yönetim sistemi olarak bugünkü teşkilatın temeli atıldı. 1981 yılında hazırlanan ve 1982'de tekrar gözden geçirilerek yürürlüğe konan Emniyet, Teşkilat, Malzeme, Kadro (TMK) planları ile merkez teşkilatı ve bağlı kuruluşları yeniden yapılandı. 13.12.1983 gün ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu yeni düzenlemeler paralelinde teşkilata yeniden bir şekil verildi.

Bundan sonra, 1988 ve 1993 yıllarında bilhassa merkez teşkilatındaki birimlerin birbirleriyle bağlantılarının yeniden gözden geçirilmesi ve daha sonraki yıllarda daha küçük çaplı değişiklikler ve eklemelerin yapılması ile teşkilatın bugünkü durumu ortaya çıktı.1996 yılında, Karayolları Trafik Kanunu ve Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun ile Trafik Hizmetleri Başkanlığı kurularak, buna bağlı trafikten sorumlu üç ayrı Daire Başkanlığı oluşturulmuştur.

Taşra teşkilatında görülen başlıca değişikliklere veya kurulan yeni birimlere örnek olarak şunlar sayılabilir.

1) Motosikletli asayiş ekibi olarak “Yunuslar”.2) Motosikletli trafik ekibi olarak “Şahinler”.3) Otoyol Polisi. 4) Okul Polisi. 5) Deniz Polisi.6) Su Altı Polisi(Balık adam).7) Turizm Polisi 8) Atlı Polis 9) Değişen şartlara göre taşra teşkilatını oluşturan birimlere bağlı olarak kurulan yeni şube müdürlükleri.10) Polis Merkezi Birimleri.11) Bisikletli asayiş timleri.

 

                                                               Devam edecek.    04/04/2007  Çarşamba

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                               POLİSİN HİZMETE GÖRE TAKSİMİ

            Hizmete göre polis; idari, adli, siyasi ve trafik olmak üzere dörde ayrılır. Bu ayrım eski polis nizamnamelerimizce de Kabul edilmiş olan tasnife dayanmaktadır.

İDARİ POLİS(önleyici): Sosyal ve genel düzenle ilgili kanun, nizam ve emirlerin yapılmasını sağlayan, suçu oluşundan evvel önleyici tedbirler alan polise idari polis denir. İdari polis, önleyici, koruyucu ve yardım edici görevleri yapmak için suç oluşturan unsurları göz önüne alarak o mahalde merkez, karakol, nokta, devriye ve motorlu ekipler kurar. Yurt içine zararlı kişi ve maddelerin girmemesi için giriş kapılarında gerekli kontrolleri yapar, umuma açık yerlerde suçların oluşmaması için tedbirler alır. Ruhsatsız silahları yakalamak için aramalar yapar, genel ahlaka uygun olmayan hareketleri önler. Açılması izne bağlı yerlerden izinsiz açılanları kapatır. Halkı rahatsız edici hareketlerin olmamasını sağlar. Toplu hareketlerin, gösteri yürüyüşlerinin, grevlerin kanun içerisinde devamını sağlar, sarhoş, alil ve acizlerin yardımına koşar, terkedilmiş çocukların ilgili müesseselere yerleştirilmesine dair hizmetleri yapar. Toplu çıkışların yapıldığı yerlerdeki, toplu çıkışlarda suçların oluşmasını önler ve bunun dışındaki diğer önleyici zabıta hizmetlerini görür.

                İdari kolluğun en belirgin özelliği, önleyici nitelikte olmasıdır, idare, kanunların suç saydığı fiillerin oluşmaması için önceden bazı önlemler alır ve uygular, emir ve yasaklar koyar, gerektiğinde kuvvet kullanarak bu faaliyetleri engeller.Eğer olmuşsa devamına engel olarak kamu düzenini sağlamış olur ve düzenin devamlı olmasını Temin Eder. idari kolluk, kural olarak suçluları izleyici, delilleri toplayıcı değil, düzenleyici, önleyici ve durdurucudur.

ADLİ POLİS (Kovuşturucu) :Adli polis, en az tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde adli işlerle uğraşmak üzere, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrosundan ayrılan görevlilerden oluşan kısımdır. Karakol istenilen düzeyde teşkilatlanmaya sahip değilse, personelin bir kısmı veya hepsi bu görevde çalışır. İl Emniyet Müdürlüklerinde adli polis görevi için şube kuruluşuna gidilmiştir. Ancak karakollar da kovuşturucu polis görev yapmaktadır.

                2559 sayılı Polis Vazife Salahiyet Kanunu’nun 2. maddesi 6. bendinde de polisin adli görevi belirtilerek “işlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak” diye belirtilmiştir, idari polis, adli polise gerekli hallerde veya savcının isteği üzerine yardımla mükelleftir, idari polis, adli polisi ilgilendiren bir olay karşısında kaldığı zaman, bir taraftan adli polis görevini yerine getirmekle beraber, diğer taraftan adli polisi haberdar eder ve adli zabıta gelince işi ona bırakır.

                Suç soruşturmaları, Emniyet Teşkilat Kanununda yer alan temel prensiplere uygun olarak, yetkili adli makamların talimatları doğrultusunda yapılır. Kamu düzenini bozucu bir suç işlendiğinde adli polis delilleri toplamak, suçu işleyen şahısları yakalamak, C.Savcısı adına soruşturmayı yürütmek ve suçluları adalete teslim etmekle yükümlüdür.

SİYASİ POLİS (Terörle Mücadele) : Siyasi polis; yurdun genel güvenliğine karşı her türlü hareket ve tecavüzü önceden Haber Alan ve sanıklarını yakalayıp adalete teslim Eden polistir. Anayasanın koyduğu demokratik düzeni ve yurt bütünlüğünü bozmaya ve yıkmaya yönelen propagandaları, gizli örgüt faaliyetlerini izler ve tespiti halinde suçlularını adalete teslim eder. Bu tür faaliyetleri gizlilik içerisinde  yerine getirir.

                Bundan sonra aktif bir şekilde operasyonların icrasına imkan verecek sızma ve benzeri çalışmalara geçer. Bunu yaparken devlet güvenliğini aleyhine tertipler içinde bulunan örgüt ve grupların metot ve hedeflerini belirler ve bunları hukuki delillerle ispat suretiyle adalete intikalini sağla.

                18.11.1992 tarih ve 3842 sayılı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede yeni düzenlemeler yapılmıştır.

                Sevgili okurlarım, emekli bir polis olarak polis haftasıyla ilgili sizlere polisin tarihini anlatmaya çalıştım. Dilimizin döndüğü güçümüzün yettiği kadar. Tabi ki bunları hazırlarken sizlere yanlış bilgi vermemek için EGM ( Emniyet Genel Müdürlüğü) arşivinden yararlandım. Suçu lisan ettiysek af ola. 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                              05/04/2007  Perşembe

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                 POLİS TEŞKİLATININ SORUNLARI

Sevgili okurlarım polisin sorunlarıyla ilgili yazımı internet üzerinden Memurlar –Net – Form sitesinden alıntıdır. Bu konuların düzeltilmesi gerekmektedir. Buradan tüm yetkililere duyurulur.

                Güvenlik dünyanın belki de en önemli ve pahalı konusudur. Güvenliğin olmadığı bir ortamda; sağlıktan, eğitimden, ulaşımdan, ticaretten, iletişimden ve her türlü sağlıklı ortamdan söz edilemez. Dolayısı ile güvenliğine önem vermeyen devletler yıkılmaya mahkumdur. Bir Güvenlik Görevlisi hayatı boyunca sadece rutin ve basit işleri yapsa, yeri geldiğinde bir büyük olaya müdahale ederek bazı insanların hayatlarını kurtarmış olsa; ömrü boyunca aldığı maaşı fazlasıyla hak eder. Bu sebeple güvenlik dünyanın en pahalı mesleğidir.

                Ülkemizde her türlü zor şart içerisinde özveri ile görev yapan Polis Teşkilatının çok büyük sorunları vardır. Sorunların var olduğu yetkili yetkisiz herkes tarafından kabul edilmekte ve dile getirilmekte ise de maalesef sorunları çözme yolunda hiçbir adım atılmamaktadır.Ülkemizde İntihar oranı en yüksek meslek grubu maalesef Polis’lik mesleğidir. Sorunların çözümlenmemesi nedeniyle de son zamanlarda cinnet geçiren ve intihar eden Polislerin sayısı hız kesmeden artıyor.Kamuoyunda Polis teşkilatının sorunlarının genelde parasal olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır. Ancak sorunların büyük çoğunluğu parasal olmaktan çok uzaktır. Sorunların çözülmesine yol göstereceğine inandığımız bazı olumsuzluklar ve çözülmesi için atılması gereken adımların dile getirilmesi maksadı ile aşağıdaki metin hazırlanmıştır. Sorunlar belki tek taraflı olarak dile getirilmiş olabilir. Ancak çözüm konusunda bir kapı aralayacağını umarak tamamen hüsnü niyetle hareket edilmiştir. Aşağıda geçen konuların Üniversiteler ve diğer bilimsel kuruluşlarca “tarafsız” bir şekilde ele alınarak, polis teşkilatında görevli personele anketler düzenlenmesi ile aşağıda belirtilen sorunların var olup-olmadığı ve daha başka sorunların neler olduğunun daha kolay anlaşılabileceği düşünülmektedir. Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde Polis Haftası kutlandı, yine yaldızlı sözler sarf edilerek, hiçbir sorun yokmuş gibi pembe tablolar çizildi. Hafta’nın bitimi ile yine Polisler sorunlarıyla baş başa yaşamaya devam ediyorlar. Sorunların bir kısmını anlattığımız aşağıdaki metni lütfen dikkatlice okumanızı ve karanlığa bir mumda sizin yakmanızı bekliyoruz.

1) Ast Üst ilişkileri : Polis teşkilatında belki de en önemli sorun ast üst ilişkilerinde yaşanmaktadır. Çünkü çalışma şart ve ortamlarının büyük bölümü amirlerce düzenlenmektedir. Dolayısı ile memurların sıkıntı duyduğu ve açmaza girdiği bir çok konuda amirlerin payı vardır. (Burada belirtilen Amir’den kasıt meslek içerisindeki Komiser Yardımcısından en üstteki Emniyet Genel Müdürüne kadar bütün rütbeleri ifade etmektedir.)

                Polis Koleji ve Akademisinde okuyan her amir adayının bilinç altına; bazen bilinçli, bazen de bilinçsiz olarak “sen amir olacaksın, sen üstün yaratıksın, memurlar sizlerin birer hizmetçiniz, siz olmadan memurlar bir hiç vb.” türünde yüklemeler yapılıyor. Bu kompleksle mezun olan amir takasınca sürekli astlara tepeden bakılması neticesi, bazen istemli bazen de istemsiz sürekli ezme taktiğine girilmesine yol açılmaktadır. Bu durum öylesine abartılmaktadır ki, amirlerin büyük çoğunluğu tarafından öncelik sırasına göre İNSANLIK-POLİSLİK-AMİRLİK şeklinde olması gereken sıralama, AMİRLİK-POLİSLİK-İNSANLIK şeklinde tam tersinden algılanmaktadır. Buna örnek verecek olursak; (Bu örnek meslekte çalışan hemen herkes tarafından şahit olunan bir durumdur) Akademiden mezun olan 22-23 yaşındaki bir komiser yardımcısına istemediği bir biçimde hitap edilmesi durumunda hemen tepki gösterir, ancak aynı amir kendisinin babası veya abisi yaşında bir memura adıyla hitap eder, isminin yanına bir “bey” kelimesini eklemeyi bile çok görür. Hatta davranışlarında, kendisinden daha fazla meslek tecrübesi olan memurlara (emekliliği gelmiş olsa bile) hiçbir şey bilmez muamelesi yaparak, mesleği yeniden öğretmeye çalışmaktan dahi çekinilmez. Bundan hareketle, bir memurun kültürü, eğitim durumu, sosyal yapısı, becerisi vb.’nin bir önemi yoktur. Anlayacağınız ister lisans mezunu olsun isterse de Doktora, üst tabaka tarafından önemsiz bir varlık gibi algılanır, bazen insan yerine bile konmaz. Polislik mesleği bu nedenle son yıllarda Teşkilat içerisinde tam anlamıyla bir amir mesleği haline getirilmiştir.

                Üst tabaka tarafından meslek içerisinde öylesine katı gruplar ve öylesine bir kast örgütü oluşturulmuştur ki, alt tabaka olarak görülen gruptan üst tabakaya geçmek neredeyse imkansızdır. Bu nedenle amirler arasında bile “Kolejli, Liseli, Özel Sınıf, Orta K’lı” gibi çok büyük gruplaşmalar oluşturulmuştur. Bu gruplaşmalarda; kendi grubuna mensup amirler arasındaki rütbe farkı ne olursa olsun birbirlerine “abi kardeş” olarak hitap edilirken, diğerlerine “ötekiler” olarak bakılmaktadır. Özellikle Akademililer kendilerini “kurmay sınıf” olarak gördüklerinden, diğer gruplara mensup veya memur tabakasından hiç kimsenin yükselmesine iyi gözle bakmaz ve engellemek için de her türlü çareye başvurmaktan çekinmezler. Akademililer; son yıllarda üst yönetimi büyük ölçüde ele geçirmeleri sebebiyle meslek içerisindeki bütün kanun ve kuralların kendi istedikleri şekilde oluşmasını sağlamaktadırlar (örnek: A sınıfı Amir, B sınıfı Amir düzenlemesi)Memur tabakasından yükselen Orta K’lı amirlerin durumu ise tam bir polemiktir. Uygulanan sınav politikaları ile adaletsiz bir yükselme ortamı oluşturularak, gerçek manada bir seçim yapılmadan, çoğunlukla da ehil olmayan kimselerin yükselmeleri sağlanmaktadır (örnek; önceki yıllarda yazılı sınavlarda 100 üzerinden 38-40 puan alan kişilerin amir olma

1306
0
0
Yorum Yaz