24 02 2015

ST. GALLEN VE MEZARLIK ZİYARETİ

    4 Temmuz 2014 Cuma Saat 09.30 da, Suzi, ben ve dayım Taufener St 95 A da ki evden çıkıp bina önündeki duraktan otobüse binerek, St Gallen bonof’unun ve otobüs duraklarının bulunduğu meydana indik. Bu meydanı çevreleyen binalar, taş yapılardan oluşan çok eski binalarla çevrili. Yeni modern bir tek bina var oda St Gallen kantonunun yönetim binası. Binanın her tarafı camla kaplı ve 16 kat. Bu binayı koruyan ne bir polis nede bir güvenlik görevlisi var. Burada polis yok zaten. Polise ihtiyaç duyulduğunda, telefon edilip çağrılıyor. Polisin olaya müdahale etme süresi toplam 5 dakika. Saat 10.000 ile 12.00 arası St Gallen sokaklarında ve ana caddelerde otobüsle bir gezinti yaptık. Burada Temmuz ayının izin ayı olduğu için, şehirdeki fabrikaların çoğunluğu bakım ve onarımdalar. Bundan dolayı da cadde ve sokaklar bomboş. Trafik yok denecek kadar az çalışıyor. Böyle olmasına rağmen trafik kurallarına uyma yüzde yüz tam. Ben burada kendi adıma, bu şehre bu şehrin insanlarına ve burada yaşayan her canlıya, hayranlığımı gizleyerek saygı duyduğumu söylüyorum. Şimdi öğle yemeği için eve dönme zamanı. Şehir turundan sonra tekrar St. Galen otobüs duraklarındayız. 5 numaranın gelmesine 5 dakikamız var. Beş dakika sonra otobüs geldi ve eve döndük. Öğle yemeği faslından sonra, gideceğimiz yeri tespit ettik. Gideceğimiz yer, oshßeritof  (oşsseritof) Mezarlığı olacak. Buraya gitmemizin sebebi, dayımın İsviçre’ye geldiği yıllarda, dayımla beraber olan, desteğini ve yardımını gördüğü Berty Peter Kalifmann 1920 – 1996 ve Suzi Tobler’in annesi İda Tobler Beerle’nin 1913 – 1998 Mezarlarını ziyaret edeceğiz. St. Gallen şehir merkezinden o istikamete doğru giden otobüse bindik. Otobüsün seyir güzergâ... Devamı

24 02 2015

MEDENİYETE YÜRÜYÜŞ YOLCULUĞU ( İSVİÇRE SEYAHATİ)

  Bu gün üç temmuz, İzmir de oğlumun evindeyim. Sabah saat 04.00 de yatağımdan kalktım. Duşumu aldım, tıraşımı oldum, yolculuk için giyindim ve bu esnada gece üçte yatan oğlumu da kaldırdım. Benim çıkmam gerekiyordu. Aylar öncesi rezervasyon yaptırdığım İsviçre gidiş biletini almak için. Oğlum ile kızım beni Saat 05.15 de arabayla hava alanına bıraktılar. Onlarla vedalaştın ve onlar geri eve döndüler. Ben önce doğruca dış hatlar uçuş kısmına gittim bilet çekin yaptırmak için. Bana siz iç hatlara gitmeniz gerek çekin işlemlerini siz oradan yaptıracaksınız dediler. Çünkü İsviçre’ye aktarmalı olarak gidecektim. İzmir de iç hatlar kısmının binası yeni yapıldığından, nereden gitmem gerektiğini oradaki görevliden öğrenerek, eski dış hatlar binasından dışarıya çıkmadan bina içerisinden iç hatlara geçiş yaptım. Henüz bilet alma ve çekin işlemlerini yapacak gişeler açılmamıştı. Saat 05.15 i beklememiz gerekiyordu. Saat 05.15 de gişeler açıldı, çekin işlemlerimi yaptırdım önce İstanbul’a oradan da İsviçre’nin Basıl hava limanına geçeceğim. İstanbul biletime baktım, İzmir İstanbul uçuşunu gerçekleştirecek olan pegasus hava yollarına ait PC 115 sefer sayılı uçak yolcuları 236 numaralı kapıda toplanmaları gerekiyordu. 236 numaralı kapıya geldiğimde kapı görevlileri henüz gelmemişlerdi. Saat 06.30 u gösteriyordu, daha uçuşumuza bir saatlik bir zamanım vardı. 236 numaralı kapı önünde ki salonda oturdum, beklemeye başladım. Açılan kapıların anonsları bir, bir verilmeye başlandı. 07.10 da kapılar açılması beklerken, gecikmeli olarak 07 20 de kapı görevlileri geldi. Biliyorum birazda o kapı açılacak, uzunca bir koridordan geçerek u&cced... Devamı

15 08 2012

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

15 08 2012

BARZANİDEN MEDET UMMAK.

BARZANİDEN MEDET UMMAK. |  görsel 1

 12 Ağustos 2012 Pazar, 18:59 · tarihinde Ziya Bekar tarafından eklendi   . Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, “Barzani ve Kürt ulusunun özgürlük hareketi “adlı yazmış olduğu kitabın 1.cildinde, amcası Abdüsselam Barzani’nin Osmanlı’ya isyanını anlatıyor. Ve diyor ki, amcam Osmanlı devlet yönetimine bir telgraf çekerek bir metin sunuyor… Bakın çekilen o metinde neler yazılı… 1- Kürt bölgelerinde, Kürtçenin resmî dil olarak kabul edilmesi. 2- Eğitimin Kürtçe yapılması. 3- Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçeyi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri. 4- Devletin dini İslâm olması hasebiyle, mahkemelerde verilen hükümlerin, İslâm şeriatına göre verilmesi. 5- Vergiler (zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınacak, ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı, okulların açılması için kullanılması.” Barzani bu kitabında Osmanlının amcası ile uzlaşma yoluna gittiğini anlatıyor. Osmanlı kayıtlarına bakıldığında ise durumun böyle olmadığı tamamen ters yönde bir istek olduğu ortaya çıkmaktadır… 2 Ağustos 1909 tarihli Osmanlı arşivinde ise: Abdüsselam Barzani’nin kuzey ırak Akra ve Zibar beldelerinde katliam yaptığı bildirilir bunun üzerine Osmanlı kuvvetleri bu şahsı takibe alarak adamlarıyla birlikte yakalayarak Musul’a gönderir… Abdüsselam Barzani Osmanlıya bağlı kalacağını bildirmesi üzerine, 17 Ağustos 1913’te Padişah Mehmet Reşad’ın emriyle 4. dereceden Osmanlı Nişanı verilir. Madalyalı Barzani boş durmuyor yeni eylemlerine devam ediyor. Kuzey Irak da canları yakmaya, kan dökmeye devam eden Barzani, 11 Hazira... Devamı

02 01 2012

SONSUZLUK SENDROMU

    Dün gece yine uykularım kaçtı, senin yokluğundu, ıssız gecenin karanlığında. yer de kara toprak, gökte kara bulut bir ışık arıyorum olmayan yıldızlardan ya da var olup ışığını bana yansıtmayandan... kim bilir kaç kere uyumaya çalışacağım, uyuyamadan çığlık çığlığa... koşmaya çalışacağım, nefret ve kinim karanlığa... ağlıyorum, hıçkırıklarım düğümleniyor boğazıma, erkek adam ağlamaz derler, kim derse yalan demiş, ağlamanın erkeği, kadını mı olurmuş, aşk silahından çıkan aşk mermisini yedin mi sen hiç... önce kalbime bir aşk kurşunu, yandı kavruldu kalp, hayatımı değiştirdi bambaşka bir insan yaptı beni, bazen sarhoş, bazen deli, bazen divane bazen de kula kulluk, emir eri... önce kalbe bir aşk kurşunu demiştik, sonra sarar tüm bedeni, Bazen ayaklarım koşmak ister, koşamazsın bazen vaz geçmeye çalışırım, ama yapamazsın, ayakta dik durmaya çalışırım, bitiksin duramazsın, çaresizlik içinde yere yıkılırsın eğer işte o anda baş ucuma gelirsen, sorma bana hiç bir şey, ya sensizliğin sendromundayım, ya da sensizlik panik ataktayım...   21 Aralık 2009 ... Devamı

02 01 2012

YILDIZLAR ÜŞÜTÜR BENİ

    Yıldızlar üşütür beni, Ama ay!... Ilıman bir hava Ege denizinin bir kıyı şehrinde, Sen yoksun diye güneş yakar beni… İliklerim Alev alev, Kalbim kor, kızılın tonları Ve kızıl ötesi, sen yoksun diye değil mi? gitme yar!.. bu bir yalvarış bu bir yakarış Gitme yar!.. yanımda kal Güneş sensin Güneşim ol Aydınlat beni yıldızların loş ışıklarında Karanlıklara bırakma beni... sonra, yıldızlar üşütür beni...                                                                          20 Aralık 2010 Devamı

02 01 2012

AMA ONUR ASLA ÖLMEZ

    İnsanda iki şey vardır, Biri umut, Biri onur. Hayata sarılırsın sıkı sıkıya Sıcacık ellerinle Umut olur her şey Kâh üşürsün, kâh yanarsın Gönlün umut çemberinde Firardasın… Geriye dönüp baktığında Yaptıkların, yapacakların Ve “en son umut ölür” Ama onur var ya onur Onurumuzla yaşadıysak eğer “Ama onur asla…” ölmez…                           24 Mart 2011/ 23.31  Devamı

15 01 2010

FARKINDA MISINIZ?... Ve hastane sendronu…

  Dün sabah erkenden katlım, saat 06.00da doğru hastaneye kolumdaki bir ağrıdan dolayı, birde endokrinoloji doktoruna görünmek için. Sağlık bakanlığı açıklama yapıyor, hastanelerde randevu devri başladı diye… Aydın devlet hastanesi internet sitesine girdim randevu al bölümünden gerekli istenen tüm bilgilerimi girdim doktorumu da seçmeme rağmen randevu alamadım. Hastaneye vardığımda endokrinoloji polikıliniği önünde uzun bir kuyruk gelen vatandaş elinde kalem kendisini duvara asılmış bir kağıt üzerine isimlerini yazarak kendi kendilerine sıra veriyorlardı. Bende ismimi yazdım ve beklemeye başladım. Görevli hemşire geldiğinde sordum; -          Hemşire hanım bu günkü hasta sayınız ne olacaktır diye. -          (Hemşire) Doktor hanım günde 30 hastaya bakıyor. -          Desene bize sıra gelmeyecek dedim. -          (Görevli gayet sakin bir şekilde) internetten sıra alabilirsin dedi. -          Peki O mümkün mü? -          Evet mümkün dedi. -          Yanlış olmasın hanımefendi ben iki gündür internetten randevu almaya çalışıyorum ama nafile alamadım. Bu gün buraya gelmek için saat 06.00 da yollara düştüm. Onun için buradayım. Ama nafile sırayı gene alamayacağım. -          Hemşire hanım, onu bana değil hastane bilgi işlem bürosu ile veya santral ile görüşün. Dedi. Hastane santralini telefonla arayarak Konuyu anlattım, beyefendi endokrinolojiye internet &uum... Devamı

15 01 2010

SOSYAL DEVLET TANIMLARI VE UYGULAMALAR

  Cumhurbaşkanı dâhil, herkesin ağzında “sosyal devlet” “sosyal devlet” Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, ''Hükümet olarak sosyal devlet olmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü bizim insanımız her şeyin en iyisini hak ediyor'' dedi. Gerçekler apaçık ortada. İyi güzelde sosyal devlet denilen şey nedir yenilir mi, içilir mi? Gelin hep beraber bir inceleyelim gerçekten bizim ülke bir sosyal devlet midir?… Türkiye de sosyal devlet anlayışı, ülkemizde 1961anayasasıyla gündeme gelmiş ise de Cumhuriyet öncesine dayanmaktadır. Birinci Meşrutiyet döneminden önce bazı guruplara bir takım haklar verilmesine rağmen, bu haklar kanun koruyuculuğu altında değildi. I.meşrutiyetle beraber sınırlı da olsa dolaylı olarak bazı yasallaştırmalar yapılmıştır. II. Meşrutiyetin ilanıyla da nispi özgürlük havası içinde, siyasi grupların etkinliği artmış, işçi faaliyetleri hızlı bir artış göstererek, ilk defa dernek kurma grev hakkı ve sendika kurma hakkı gibi haklar elde edilmiştir... Cumhuriyet döneminde ise 1924 anayasasında da yer almış olmasına rağmen, sosyal devlet ve sosyal haklarla ilgili kısıtlı bir anayasadır. Günün şartlarına göre 1936 ve 1947 yılında bazı değişiklikler yapılmıştır. Ülkemizde ilk defa geniş kapsamlı olarak sosyal devlet anlayışı 1961 anayasası ile hayata geçirilmiştir. 1961 anayasasının Genel Esaslar kısmının 2. maddesi Cumhuriyetin Nitelikleri başlığı altında “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Der. İşte bu maddeyle Türkiye ilk defa “sosyal devlet” yönetimini kurmuştur diyebiliyoruz… Yine 1961 Anayasanın 41 maddes... Devamı

15 01 2010

YORUM SİZİN, YORUMSUZ BIRAKMAYIN

  Yeri hatırlamıyorum ama kalabalık bir ortamda bulunuyorum. Büyük bir bahçe içerisinde karşılıklı iki bina, bahçede de büyük çam ağaçları, duvar diplerinde de tomurcuk halinde ve kırmızı beyaz açmış güller, Bahçenin bana göre sağ tarafındaki köşe kısmında bir basketbol sahası var.   Bulunduğum yerin batı tarafından, bulunduğum yere doğru bir giriş kapısı mevcut. Bu kapının önü olabildiğine kalabalık, sağlı solsu park etmiş araçlar, sokak içerisinde ve kapı girişinde polisler nöbette belli ki birileri gelecek. Çevremde bir sürü öğrenci bende öğrencilerin içerisindeyim. Küçük yaşta da öğrenciler vardı, ama onlar sıra olmuş vaziyette idiler. Lise öğrenci konumunda olanlar ise dağınık bir şekilde ama her an sıra alacaklar gibi toplu halde duruyorlardı. Bir ara ne olduğunu bilmiyorum iyi giyin imli bir bayan çıkageldi. Saçları sarıydı boğazında bir flor vardı. Üzerindeki elbise ise tam olarak hatırlayamıyorum ama siyah ile gri tonlarda idi. Gürültülü ses bir anda kesilir gibi oldu ve ardından kalabalık içerisinden fısıltılı seslerle AKP milletvekili bir bayanın olduğu konuşuluyordu. Yanında da siyah takım elbise giymiş, beyaz gömlekli kravatlı bir erkek zat vardı. Kadın vakur duruşuyla, kendinden emin bir şekilde ağır adımlarla yüzünde yapmacık gülücüklerle, kalabalık grubun ortasına doğru yürüyordu. Bir an durdu bir sağına, bir de soluna bakarak yanındaki kravatlı adama hafifçe başını eğerek, tekrar yürümeye başladılar. Bende gurubun içerisinde merakla beklemede idim. Bana beş veya yedi adım kala kadın tekrar durdu. Tekrar bir sağına birde soluna baktı. Yanındaki adama yine başını salladı. Topluluğa dönerek, yüzündeki tebe... Devamı

24 10 2009

BÖLÜCÜLÜĞÜN UZUN YOLU

Tarihi kayıtlara “Cyrtii” olarak M.ö 2. yüzyılda girdiler. Anadolu’nun doğu ve güneydoğu’sundan İran’a, Irak’ın kuzeyinden ve Suriye’ye kadar geniş bir alanda yer aldılar. Günümüzde de adlarına “Kürt” denilmekte.Batılı tarihçilere göre Kürt deyimi muayyen bir etnik gruba verilen bir ad değil. Yukarıda belirttiğimiz coğrafi alanda yaşayan, muhtelif etnik kökenlerden gelen, fakat aynı sosyoekonomik koşulları paylaşan çoğu Hint Avrupa kökenli Nomadık (Göçebe olarak yaşayan) kabilelere verilen bir isimdir. Bu kabileler arasında Arap kökenliler ile Türkmenlerde vardır. Zaman içerisinde hepsi birbirleri ile karışarak birbirlerinin kimliklerini ve dillerini almışlardır...19. yüzyılın sonlarına kadar Kürt kimliğinden ve Kürt şuurundan söz etmek mümkün değildir. Hatta 19.yüzyıl sonlarına doğru Kürt bağımsızlığından söz eden ve aynı zamanda ateşli bir Kürt savunucusu olan İngiliz Davit Mc Dowall, Bölge üzerindeki tüm Kürt topluluklarının Aynı soydan geldiklerini ve birlik teşkil ettiklerini iddia edemiyor. Dillerinin de karışık ve çeşitli olduğunu söylüyor…Bugün Kürt sorunu dediğimiz olay, 19.yüzyılın sonlarında Bağımsız Kürdistan fikri ile ortaya atılmıştır. Bu fikri ortaya atanlar, o bölgedeki Türk gücünü bertaraf ederek kendi güdümlerinde kurulacak olan Kürdistan devletini kurdurmaktı. Buradaki asıl amaç, Orta Asya’dan başlayarak önce Hindistan yollarının güvencesi, sonraları da bölgedeki petrol kaynaklarını ellerine geçirebilmekti. “Kürdistan” fikri bu kaynakların hâkimiyeti için İngiliz, Alman, Fransız ve Rus Ajanlarının mücadelesi ile oynanan büyük oyunun önemli parçasıdır. Soğuk... Devamı

14 04 2009

Hamdolsun Kriz Teğet Geçti .. Hamdolsun Kriz Deldi Geçti ...

Dün bir arkadaşımla sohbetteydim. Bir işadamıydı. İşlerin nasıl gidiyor, krizden ne derece etkilendin dedim.Nasıl olsun ağzımızın ne tadı nede tuzu kaldı. Bu hafta sürekli bankalar arası koşuşturma…Ya bu nasıl bir iş, böyle bir aksilik olmaz! ...Yaşamın en kötü yılları… Yüz de yüz yetmişlerle kredi ödüyoruz. Yüklü bir yekûn ve dört senedir. Anapara şöyle dursun, sadece faiz ödüyorum…Bazen soruyorum kendime, peki ne yapacağız. Bddk’ya da yazdım tık yok, tık yokkkk…Bu ne demek biliyor musun? Bu bir bitiş demektir.Ekonomik kriz mi, ülkeyi teğet geçti…Evet, maalesef öyle… Bende tek maaşlıyım iki çocuk okulda okuyor.Biri üniversitede diğeri de lise sonda. Ben ve eşim üstümüze başımıza hiçbir şey almadan seneyi tamamlıyoruz. Sadece aldıklarımız karnımızı doyurmak için mutfak masrafı birde çocukların okul masrafları.Kendimizi başkalarına bakarak avutmaya çalışıyoruz, ama nereye kadar. Ülkede iflaslar var, sessiz sedasız basına yansımıyor, işten çıkarmalar var, işsizler ordusu 500 bini geçti. Ülkeyi yönetenlerin ülkeyle hiçbir alakaları kalmadı desek yeridir. Onlar Davos’dalar, Suudi Arabistan’dalar, Katardalar, Bahreyn’deler… Açıkçası Arap dostlarının yanındalar.Hem de oğulları ile birlikte…Hamdolsun kriz teğet geçti! …Halk çaresiz, birikimler bitiyor… Yatırım amaçlı yapılan yastık altı altınlar.Ne zamana kadar?Yarın zor, çok zor! ... Yıkıma ramak kala, çırpınan insanlar ve parçalanan aileler…Şakağına dayamış tabancayı tetikte bekleyen parmaklar, bir yerlerde, bir yerlere ilmek yapılıp asılmış ipler…Yıkılan bedenler ve solan hayatlar…Hamdolsun kriz teğet geçti! …Bakma biz avunuyoruz, avutuyoruz kendim... Devamı

14 04 2009

BU NE PERHİZ, BU NE LAHANA TURŞUSU

Diyarbakır’da üç ay önce hırsızlık şüphesiyle, gözaltına alınan on dokuz yaşındaki bir şahsın; elindeki Laptop bilgisayarından elde edilen bilgiler bu gün basına açıklandı. Bakın neler var…TSK bağlı bazı birimlerin harekât planları…İstanbul emniyet Müdürlüğüne ait Personel isim listesi…Ve bazı terörle mücadele şubelerinin çalışmaları ortaya çıkmıştır…Şahsın evinde yapılan aramalarda elde edilen DVD lerde aynı görüntüler elde edilmiş.Elde edilen bu DVD’lerin bazılarını da Dağ kadrosunun başı olan Karayılana ulaştırdığı bildiriliyor.AB Parlamentosunda yapılan “5. Kürt Konferansı” konuşmacıları arasında kimler var merak ediyor musunuz?Leyla Zana, Ahmet Türk ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir.Zana “Sayın Başbakan’ın kurmuş oldukları TRT 6 da söylediği cümle, Kürt sorununun varlığının göstergesi niteliğindedir. AB bu girişimlere kanmamalıdır. Bir kanal açmakla Kürt sorunu çözülmüş olmaz. Dağdakilerin sosyal yaşama katılmasını, Öcalan’ın durumunu tartışmaya açmadıktan sonra bizim var olan pozisyonumuz değişmez.” Dedi.Eee Zana başka isteğin var mı kızım?...Dilimizi ifade edemiyoruz dediniz, size Kürt’çe TV de açıverdik. Hem de Anayasanın ilk dört değişmez dört maddesine rağmen. Şimdi buda yetmedi daha fazlasını istiyorsunuz. Dağdakilere sosyal yaşam diyorsunuz onları orada biz mi tutuyoruz. Onları Kandil’e ve kandil dışındaki kamplara biz mi gönderdik. Türkiye’ye karşı, İran topraklarında kurulmuş 5 kamp var; Sehidan Kampı, Kozareş Kampı, Danbant Kampı,Tures Kampı, kuran kampı.Kuzey Irak’da ise Kandil de Kandil kampına bağlı sekiz kamp var. Bunlar;Zeli, Dole koge, Şehit Ayhan, Şehit Harun, Kala Turka, Kani Cengi, Bele Kati, Batı Cephesi Kampları.Kan... Devamı

14 04 2009

ATATÜRK ÖLMEDİ ÖLDÜRÜLDÜ

Masonlukla ilgili araştırma yapıp bir yazı yazmayı düşündüm. Uzun araştırmalardan sonra bir çok bilgi ve belgelere ulaştım. Bu hazırlamış olduğum yazı dizisi bizzat Atatürk’ün kendisi tarafından çıkarılan ve daha sonra CHP ye devredilen 1935 yılı yayınlarından elde edilerek kaleme alınmıştır. Benim bu yazıyı yazmamdaki amacım. Siz okurlarıma Türkiye cumhuriyetini tarihin her sayfasında yıkmak isteyen birilerinin ortaya çıkmasıdır. Biz Türk gençliği olarak geçmişimizi iyi öğrenip, bu ülkeyi bölmek isteyenlere pabuç bırakmamaktır.Bir gazete başlığı; “Atatürk’ü masonlar zehirledi” “Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başına gelenlerle kahrolurken; ANAYURT Gazetesi olarak, bu ibretlik gerçekleri yayımlarken üzerimize düşen büyük görevi yerine getirmiş olmanın huzuru içindeyiz. Katiller işbirlikçiler kimlerdi?”Yine o tarihlerde, Yunanistan’da yayımlanan Laiki Metopo (halk Cephesi) Gazetesi çalışanlarından Dr. Abrevaya ile Fishenger ciddi bir çalışmayla bir yazı dizisi hazırladılar ve yayınladılar. Bahsi geçen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralıdır. Abrevaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiştir. 8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof.Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün ölümünden sonra Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazıl... Devamı